11 Ekim 2026 Pazar

Ağzı Bozuk Bir Gençlik ve Buna Layık Duyarsız Büyükler

Çocuklarımla mümkün olduğunca fazla zaman geçirmeye çalışıyorum.

Hava açık olduğunda sık sık deniz kenarına iniyor, dalgaları, balıkları, martıları izliyor, sahildeki rengarenk taşları ve çeşit çeşit deniz kabuklarını inceliyoruz. 

Gün geliyor ormanda macera yürüyüşleri yapıyor, gözümüzü kapatıp bitki ve ağaçların yapraklarındaki şekil ve doku farkını karşılaştırıyor, mantar arıyor, ormanda yenebilecek meyveler topluyor, yerdeki böceklerin neler taşıdığına bakarak görevinin ne olduğunu ve ne yapmak üzere olduğunu tahmin etmeye çalışıyoruz.

Bazen evde biriktirdiğimiz meyve çekirdeklerini ormanda toprağa gömüyor veya etrafa serpiştiriyoruz.

Hayatta kalma, iz sürme taktikleri üzerine beyin jimnastiği yapıyor, etraftaki farklılıkları anlamlandıracak fikirler üretiyor, ip gibi, kazıcı kesici aletler gibi işe yarayacak malzemeler haline getirmeye çalışıyoruz.

Kimi zaman tarihi eserlerin olduğu mekan ve müzelerde eski insanların nasıl yaşadığını ve neler kullandığını inceleyip hayret ediyor, bizden yüz yıl bin yıl, iki bin yıl önce kimlerin o bulunduğumuz noktada neler yaptığını ve ne hissetmiş olabileceğini tahayyül ediyoruz.

Kimi zaman da bir cenazeye veya bir taziyeye katılıp hayata farklı pencerelerden bakmaya çalışıyoruz.

Eve hiç televizyon almadım. İnternete kontrolsüz bir şekilde girebilecekleri bir alete erişimleri de yok. Eski bir XP laptop ile 1970-2005 arası üretilmiş oyunlardan günde ortalama 1 saat kadar oyun oynuyorlar. Çoğu zaman birlikte oynuyorlar. Çok eğleniyorlar. Yeni nesil epilepsi tetikleyici, çıldırtıcı oyunları oynamadılar. 

Kontrollü şekilde yapay zeka ile problem çözmeye çalışıyor, elektronik devre elemanlarını birleştirip, led yakıp, motor çeviriyorlar. Üç boyutlu çizimler yapmaya çalışıyor, harita üzerinde farklı yerleri ve gezegenleri keşfediyorlar.

Sanıldığının aksine herhangi bir elektronik cihazı kullanabilme konusunda bir problem yaşamıyorlar.

Gün içinde dışarıya çıktığımızda sık sık bisiklete biniyorlar, düşüyorlar, yaralanıyorlar, kavga ediyorlar, barışıyorlar. 

Bu yazıyı yazarken bile büyük olan küçüğün canını istemeden yaktığı için onu teselli etmeye çalışıyordu. Küçük olanın da ilk fırsatta onu çileden çıkaracak şeyleri bulacağından eminim.

Derslerinde başarılılar, güzel resimler çiziyorlar, bir aradayken kısa sürede oyun kurup oynayabiliyorlar vs.

Fakat onlar büyürken ben çok kaygılıyım. Özellikle diğer çocuklarla bir araya geldiklerinde strese giriyor, bunalıyor ve çok üzülüyorum.

El kadar bebeler, gençler... Ellerindeki telefonlarda akıl almaz videolar seyrediyorlar. İnsanı çıldırtacak akışlar, narsis bireyselci motivasyon videoları, yaşına uygun olmayan şiddet dolu ve sık sık cinsel uyaranların olduğu türden video ve reklamlara maruz kalıyorlar. Vurdumduymaz ebeveynlerinin yanında ve sınırsızca izliyorlar.

Ağızları çok bozuk. Daha yeni yeni konuşmaya sökmüş bebelerden, lise çağındaki gençlere kadar neredeyse bütün çocuklar parkta büyük insanların yanında ağız dolusu küfürler ediyorlar. 

Kız çocuklarının ağzından çıkanlar hele. Sanıyorum ortamda kendilerini göstermek ve dikkat çekmek için küfür etmeyi bir araç olarak kullanmaya daha fazla onlar ihtiyaç duyuyor. 

Bu da enerjilerinin doruğunda olan erkeklerle sürekli bir arada olmalarından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Vasat bir eril ortamda dikkat çekmek için son derece işe yarayan ama leş bir yöntem.

Küfür eden bir çocuk duyarsam uzaktan sesleniyorum veya yanımdan geçerken bilinç seviyesine göre uyarıyorum. Ağzından çıkanlara dikkat çekiyorum.

İlk zamanlarda özellikle tepki verebileceklerini düşündüğüm için sert şekilde uyarıyordum. Fakat buradaki sertliğim tonu şahıslarına yönelik değil. Ağızlarından çıkanın nasıl bir profile ait ve o profilin neye layık olduğunu hissettirecek şekilde ve kendisini tenzih edecek minvalde oluyordu.

Tepki vereceklerini düşünerek hazırlıklı şekilde ikaz ediyordum ki bir şey fark ettim. Çocuklar küfür ettiklerinin veya bunun aslında toplum nezdinde kabul görmeyen bir davranış olduğunun farkında bile değiller.

Özür diliyorlar. Çok utanıyorlar ve sonra benim duyacağım şekilde birbirleriyle güzel konuşuyorlar. Taktir ve tebrik ediyor, selamlıyorum.

Fakat maalesef o kadar çok küfür etmeye alışmışlar ve bu o kadar çok yaygın hale gelmiş ki artık gençlerin etlerine kemiklerine sinmiş diyebilirim. 

Ben o çağlardayken de sık sık küfür edenler olurdu. Uyarırdık, alışkanlık haline getirmişleri dışlardık. Şahsıma küfür eden aşağılık bir arkadaşım olmadı. Zaten olsaydı muhtemelen hırpalayıp uzaklaştırırdım. 

Bence korkunç bir ilişki -arkadaşlık demeye dilim varmıyor. fakat aralarında gülüşüyorlar, sanki küfür yemeleri hoşlarına gidiyor. Küfür eden de kendini bir üst pozisyonda görüyor. Kanaat önderi gibi. İlginç...

Değerli büyükler, etrafınızda olup bitene duyarlı olmalısınız. Gençleri uyarmalıyız! tatlı dille, kendilerine, masumiyetlerine yakışmadığını söylemliyiz.

Fakat bunu yaparken sözün tesiri olacağını düşündüğünüz geçlere hitap etmeliyiz. 

Elinde cigara, vücudu dövmeli, ağzı küfürlü, kafası dumanlı, tas kafa bir madde bağımlısı için sözden daha fazlasına ihtiyaç var. Bunların ehli sıradan vatandaş değil. Bunların ehli sıradan vatandaş değil. Zaten bu profil her ne kadar dikkat çekse de aslında son derece nadirdir.

Bir diğer husus ise hemcinsiniz olanı lafı fazla uzatmadan ikaz etmektir. Güzellikle, şahsa değil söze itiraz ederek.

İnsanın, arkadaşına küfürler ettiğinde kendisine de küfredecek arkadaşlarla dolu bir hayatı olacağını fark etmeye ihtiyacı var.

Eğer uyarmazsanız, bana ne! derseniz, gelecekte bir gün selamınıza alacağınız cevabın, çirkin bir kahkaha ile karışık ağız dolusu bir küfür olacağından emin olabilirsiniz.